Bu yıl (1 Nisan 2012) YGS-LYS’ye gireceğimden dolayı oldukça stresli ve sinirliyim! İçimde uçuşan şeyleri buraya dökmek istedim.
Öncelikle şundan başlayalım. Üniversite giriş sınavlarının lisenin hemen bitiminde ve hatta okul süresince olması kadar saçma bir durum yoktur. Nedenine gelecek olursak, YGS ve LYS’de lise boyunca öğretilen bütün konular yer alır. 9, 10, 11, 12. sınıflarda işlenilen tüm müfredat sınava dahildir. Üstelik sınava son 1 ay kala bile işlenen konular dahil. Şimdi bu saçmalığı görmek için açıklama yapmaya gerek yok. Öyle bozuk bir sınav sistemidir ki, ilk dönem zorla okula gidilir. Lise sonda okulun, öğrenciye kattığı hiçbir şey yoktur. Tek kattığı şey düz liseler için 6 saat, anadolu ve fen liseleri için ise max. 8 saat derse girme; buna bağlı olarak yorgunluk ve aşırı performans kaybıdır. Üstelik sabah erken kalkma zorunluluğu yüzünden çekilen uykusuzluk problemi !
ÖSYM ve bakanlık ister ki; her lise son öğrencisi okuluna çalışsın, okul sınavlarına hazırlansın, dersleri dinlesin, akşamları da kalan zamanda YGS ve LYS’ye çalışsın. Üstelik bu sınav müfredatı okul sınavları gibi en fazla 1-2 konuyu içerisinde barındırmaz. Her branş içerisinde en az 10-15 konuyu barındırır. Özellikle sayısalcıların bu durumda hiç şansı kalmaz. Mat-1, mat-2, fizik, kimya, biyoloji gibi derslerin yukarıdaki sistemle halledilmesi imkansızdır. Yalnızca okuldan arda kalan zamanla tekrar ve konu pekiştirme imkanı varolan konular için imkansızdır. Öğrencinin bu durumda seçme şansı kalmaz; ya okulu bir tarafa atacak, dersane ve ya evinde oturup harıl harıl ders çalışıp iyi yerlere gelecek ya da sınavı sallayıp işsizler kervanına katılacaktır. İlk seçenek legal yollarla yani en azından bize dayatılan zorunlu sistemle imkansız. 4 yıl boyunca çalışmış bir öğrenci dahi 19.5 günlük devamsızlık hakkını kullanarak bir tıp öğrencisi asla olamaz (mucizeler ve istinai durumlar dışında). İllegal yollara başvurup burnumuz kanamadığı halde kağıt parçalarına (sağlık raporları) yazılan hastalıklar sayesinde okula gitmeyip ilk seçenek için uğraşabiliyoruz. Yaşasın harika eğitim sistemimiz !
Bu durumda lise son öğrencisinin başvurduğu ilk ve son çare: Sağlık Raporu Almaktır!
Üstelik ülkemde öyle bozuk bir sistem işler ki; hastaneler öğrencilere bu dönemde adam gibi ders çalışıp, adam gibi yerlere yerleşmeleri maksadıyla belli bir ücret karşılığında ya da kısa süreli raporlar için -nadiren de olsa- ücretsiz sağlık raporu yazarlar. Üstelik bu raporların hastalık harici verilmesi kanunen yasaktır. Tespit edilirse hastane ve doktorun başı ciddi derde girebilir. Ve yine teftiş mekanizmasındaki bozukluktan dolayı bu olay nadir görülür. Böyle bir durum olmuş ise öğrenciler arasında bu haber kulaktan kulağa çok kısa zamanda yayılır.
Olay okul koridorlarında geçmektedir:
- Heyet raporu aldın mı?
+ Evet, Ankara ABC Hastanesinden. 30 gün için 250 lira verdim yahu!
– Hadi ya! Bu yıl ABC Hastanesinden öyle fazla heyet raporu verilmiş ki, teftişe gitmiş müfettişler. Artık vermiyorlarmış. Ben alamadım.
Rapor alan öğrenci sabahın erken saatlerinde uykusunu almış halde kalkar ders çalışır, testini çözer, yani sınava hazırlık sürecinde yapması gereken rutin şeyleri yapar. Böylece alabileceği maksimum raporla sene sonunu getirir. İllegal yollarla sınava hazırlanmış ve kendisini bu zor ülke ve dünya şartlarından sıyırmak için bir adım atmış; üniversite sınavlarına girerek iş hayatının temellerini atmaya başlamıştır.
Bu yasadışı yola (sahte rapor, sağlam olduğu halde çürük raporu almak) başvurmadan sınava hazırlık sürecinde öğrenci sistemin dayattığı şekilde ilerlerse sınavı kazanması çok çok zordur.
Üstelik rapor olayı öylesine normal birşey gibidir ki, çok rahat şekilde müdürünüzle bu sahte rapor olayını konuşabilirsiniz. Hatta doktora bu sahtekarlığı teklif dahi edebilirsiniz. Hatta ediyoruz ki kolay şekilde parasını veren karşılığında raporunu alabiliyor.
Yani öğretmeninden müdürüne, doktorundan başhekimine, milletvekilinden bakanına kadar herkes her lise son öğrencisinin sahte sağlık raporu aldığını bilir. Her yıl bir gelenek gibidir bu Türkiye’de !
İşte can alıcı kısım burada:
Madem her merci bu durumun farkında, neden kimse el atmıyor? Neden kimse dur demiyor? Neden yapıcı olmak yerine bozuk olanı tercih ediyoruz? Ve niye iyileştirmiyoruz?
En Azından Sınav Sistemi Şöyle Olsaydı..
4 yıl boyunca eğitim alınır. 3 ya da 4 farketmez. 3 yıl olursa bir şekilde müfredat sıkıştırılabilir. Ki birkaç yıl öncesine kadar 3 yıldı. 1 yıl ara verilir. 1 yıl boyunca bütün öğrenciler eşit oranda ders çalışır. Üstelik üzerilerindeki stres neredeyse yarıdan aza iner. Çünkü okul dersleri, okul sınavları ve rapor kaygısı derken stres bir o kadar daha artmıştır. Bu sayede daha rahat öğrenciler, daha rahat, daha stressiz bir sınav ve daha iyi bir gelecek. En azından gözlerinin altı kahveyle ayakta durmaktan morarmış lise son öğrencileri değil de daha canlı, daha dinamik, öğrenen, gerçek liseli kıvamında rahat kafaları olan öğrenciler olurduk. Üstelik başarının böyle bir durumda iki kat artacağından hiç şüphem yok.
Kaygısız sınav yahu !
Hep söylerim, söylemeye de devam edeceğim: Bu ülkede ilköğretimden liseye, her eğitim kurumunda sağlam bir yenilik hatta devrim yapılmadığı sürece yerimizde saymaya devam edeceğiz.